6 Ekim 2012 Cumartesi

İster isen marifette olasın âli‐cenab


İster isen marifette olasın âlicenab,
Ehli irfan eşiğinde yüzünü eyle türâb.
Çok da verme kendini dünyâya bir dem çek elin,
Döndüremezsin beğim katî ağırdır bu dolâb.
Bu harâbı niceler çalıştı ma’mur etmeğe,
Bir yanın ta’mir ederken bir yanı oldu harâb.
Çok seğirtti gaflet ehli bu serâbı su sanıp,
Bulmadılar hiç biri bu sahrada bir katre âb.
Bir zaman yüz verme dünya ehline uzlette ol,
Akl u fikrin bir yere cem’et yüzüne çek nikâb.
Göz kulak dil kapıların bağla muhkem bir zaman,
Ola kim Hakkdan yana gönlünden ola fethi bâb.
Ger ölümden kurtulam dersen yürü var âşık ol,
Döne döne aşk oduyle cism ü cânı kıl kebâb.
Gir bu derd meyhânesine koma elden kâseyi,
Hiç yürek kanından özge âşığa yoktur şarâb.
Himmetin dâim bu olsun kim Hakk’ı anlayasın,
Hakk’ı bilmekten yeğ olmaz iki âlemde sevâb.
Ger azâbı âhiretten bulmak istersen halâs,
Arif ol ki cehl odundan kopısar cümle azâb.
Bu Niyâzî kendinden demez bu sözü ey püser,
Hep anı söyler duyarsın gökten inen dört kitâb.









İster isen ma’rifette olasın âlicenâb,
Ehli irfan eşiğinde yüzünü eyle türâb.

Ma’rifette yüksek makam bulmak ister isen,
Yüzünü ehli irfan eşiğinde eyle toprak.

Bir kul Salih kullar zümresine girmek istiyorsa önceki bilgilerine evlada demesi gerektir. Zira dolu bir kaba su konulmaz. Bu yüzden tevazu göstermesi gerekmektedir. Benliğinden geçip bir ehli irfana boynunu eğip sensin demelidir. Beni Allah’a ulaştıracak kılavuz sensin. Çünkü Niyazi Mısri Hz. Ledün ilmi ile tanışmadan önce büyük bir âlim idi. Fakat Efendisi Ümmi Sinan Hz. İle tanışınca
“Yıkıldı kaleyi fikrim, yapıldı dinim imanım” buyurmuşlardır. Bu yüzden tevazu bu yola girecek olanlara en büyük kılavuzdur.

Çok da verme kendini dünyâya bir dem çek elin,
Döndüremezsin beğim katî ağırdır bu dolâb.

Kendini dünyâya çok verme de bir an elini çek,
Beğim kesinlikle bu dolab ağırdır döndüremezsin.

Dünya kulu Allah (c.c) den gafil eden her şeydir. Çünkü Allah kullarının nazarını kendisinden başka bir şeye çevirmesini dilemez.

Maşuk Kaf dağının ardındaki
Zümrüdü Anka kuşu gibidir
Pek nazlıdır hiç ihmale gelmez
Teslimiyet ve muhabbet ister

İnsan eğer bu dünyanın zevkine bir kez daldı mı gaflet onu her türlü fenalığa sürükler. Böylece manevi zevklerden mahrum kalır. O yüzden bunun ayarını iyi yapmak lazım. İki kanatlı olarak uçmak gerekmektedir.

Bu harâbı niceler çalıştı ma’mur etmeğe,
Bir yanın ta’mir ederken bir yanı oldu harâb.

Bu harab yeri nice kişiler imar etmeğe çalıştı,
Bir yanını ta’mir ederken diğer yanı oldu harâb.

Dünyevi zevkler insanı gâh oradan gâh buraya savurur. Bu yüzden kul huzuru gâh bir kadında, gâh meyhanede, gâh kahvehanede arar. Kimisi de derdinin dermanını tabiplerde arar. Fakat aşk derdinin tabibi sadece irfan sahibi kullarda bulunur. Bu yüzden kul tam mamur olmak istiyor ise kendisine bir efendi bulmalıdır.

Çok seğirtti gaflet ehli bu serâbı su sanıp,
Bulmadılar hiç biri bu sahrada bir katre âb.

Bu serâbı su sanıp gaflet ehli çok koştu,
Hiç biri bu sahrada bir damla su bulamadılar.

Şeriat ehli kendisince oluşturduğu suni ortamda kendilerini cennet bahçelerinde gördüler. Hâlbuki hakkın efalinden, sıfatından, mevcudatından gafil olanlar nasıl olurda cennet içerisinde olur. Çünkü onlar en ufak zorlukta hemen           üzüntüye düşer ve ümitsizlik arakasını alır.
Böyle bir iman ile nasıl olurda huzur bulunur. Hâlbuki tecelliyi bilen kullar hiçbir şekilde mahzun olmazlar.

Elâ inne Evliya Allahi Lâ havfün aleyhim velâhüm yahzenun” Yunus 62
Bilesiniz ki, Allah'ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.

Bir zaman yüz verme dünya ehline uzlette ol,
Akl u fikrin bir yere cem’et yüzüne çek nikâb.

Bir zaman dünya ehline yüz verme uzlette ol,
Akıl ve fikrin bir yere topla yüzüne perde çek.

Dünya ehli ile çok oturup kalkma bir süre onlardan elini eteğini çek. Burada uzlet ol kelimesi onlardan tamamen kop, dağlara git anlamında değildir. Kul dünya ehli ile iken de rabbi ile birliktedir.

“İçinizi Hakka dışınızı Halka uydurunuz” Hadisi Şerif

Peygamber efendimiz (s.a.s) buyurduğu gibi kul dünya ehli kulların arasında iken vahdete yönelmeli ve kalbi zikrine devam etmelidir.

Akıl ve fikir bir yere kadar götürür insanı o yüzden onları bir yerde toplayıp kendimizi gerçek aşka yönlendirmeliyiz. Çünkü akıl aşkı idrak edemez. Bu yüzden dünyaya perde çekip onun ile meşgul olmalıyız.


Göz kulak dil kapıların bağla muhkem bir zaman,
Ola kim Hakkdan yana gönlünden ola fethi bâb.

Göz kulak dil kapıların muhkem bir zaman bağla,
Senin için gönlünde Hakk tarafına bir kapı açıla.

Burada “bir zaman” kırk gün demektir. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selem buyurdu ki;

“Kırk gün süreyle Allah Teâlâ'ya ihlâsla amel edenin hikmet pınarları kalbinden lisanına akar.”

Tasavvufta yola giren yeni salike zikir telkin edilir ve yokluk makamları seyir ettirilir. Bu yüzden seyir halindeki salik sadece müşahede eder. Çünkü yokluk makamlarında bir varlığı yoktur ki söz söylesin. O ancak yokluğu seyir etmek ile mükelleftir. Ancak Cem makamını aşıp fark ehli olunca Sohbet etme izni ona verilir. Bu yüzden Niyazi Mısri Hz. Göz, Kulak, dil kapılarını bağla buyurmuşlardır. Bunları yaptığın zaman vakti gelince Hak senden kelam edecek olandır.

Ger ölümden kurtulam dersen yürü var âşık ol,
Döne döne aşk oduyle cism ü cânı kıl kebâb.

Yürü var âşık ol, eğer ölümden kurtulmak istersen,
Döne döne aşk ateşiyle bedenini ve cânı kebâb kıl.

Dünya ehli şunu söyler “Her şeyin çaresi var ancak ölümüm çaresi yok.”
Fakat tasavvuf ehli olan Necip Fazıl KISAKÜREK buyuruyor ki “Ölüme çare Ölümdür.”  

Peygamber efendimizde (S.a.s)  buyurmuşlardır. “Ölmezden evvel ölünüz”

Bir kez ölüm acısını tadan bir daha tatmayacaktır. Önemli olan bunu son nefeste değil bu âlemde yaşarken becerebilmektir. Bu da ancak aşk ehli olarak olacak bir şeydir. Çünkü aşığın kendine ait hiç bir şeyi yoktur neyi varsa maşuk’undur. O kendini aşk ateşine atar yakar kül eder ve artık maşuk o olur.

Gir bu derd meyhânesine koma elden kâseyi,
Hiç yürek kanından özge âşığa yoktur şarâb.

Koyma elden kâseyi bu derd meyhânesine gir,
Âşığa hiç yürek kanından başka yoktur şarap.

Gir bu Kamil insanın gönlüne aşk ile koyma zikri dilinden geri. Tamamen efendinde fani olmadan sana lezzetli şarap yoktur. Çünkü salik efendisinin boyası ile boyanır ise lezzet verir. Aşk ehline kılavuz yine aşktır.








Himmetin dâim bu olsun kim Hakk’ı anlayasın,
Hakk’ı bilmekten yeğ olmaz iki âlemde sevâb.

Himmetin Hakk’ı anlamak dâim için olsun,
İki âlemde Hakk’ı bilmekten üstün sevab olmaz.

Himmet: Herhangi bir şeyin ya da kemal mertebesinin husule gelmesi için kalbin, bütün ruhani kuvveleriyle Hakk’a yönelmesidir. Kalbî yoğunlaşmayı ifade eden bir terimdir.

Şârih Ahmet Avni Konuk, Şeyhü’lEkber’in eserlerinde açıkladığı marifetlerin ne kadar ince ve anlaşılması zor olduğu hususunda şunları söyler:
“Çoğu kimseler, Şeyh’in açıklamış olduğu hakikat ve mârifetlerden ürküp onları inkâr ederler.
Ve birtakım kimseler ise anladıklarını zannedip, kulluğun gereği olan tââtten uzaklaşarak dalâlete düşerler.
Bu hakikat ve mârifetler, kıldan ince kılıçtan keskin bir sıratı müstakîmdir.
İlâhî tevfik rehber olmadıkça “aklın ayağı”nın kayma korkusu vardır.”

İbn’ül Arabî ’nin ifadesiyle: “Varlık bütün yönlerden daima O’na yönelmiş durumdadır; O, bilinemese bile. Her himmetle daima arzulanan o’dur; O’na ulaşılamasa bile. Aynı şekilde her dilde konuşulan da o’dur, sözle anlatılamasa da. Perde kalkıp göz gördüğüyle birleşince... İnsan ne şiddetli bir hayret içine düşer, ne büyük bir özlem duyar.
İşte o zaman O, kendini değişik suretlerde gösterir de Kendisine tuzak kuranlara tuzak kurulur (mekr), iman eden kazanır, inkâr eden kaybeder.”

Ger azâbı âhiretten bulmak istersen halâs,
Arif ol ki cehl odundan kopısar  cümle azâb.

Eğer âhiret azâbından kurtuluş bulmak istersen,
Arif ol ki cehl ateşinden meydana çıkar cümle azâb.

İnsanların bütün azapları cehalettendir. Çünkü o kulu bütün fenalıklara gark eder. İnsan bir kez irfan sahibi oldu mu bütün gafletten kurtulmuştur. Çünkü sadece zahiri ilimlerle kişi cehaletten kurtulamaz. Çünkü onlarda zannı bilgiler mevcuttur. Zanda Hakikatten yana bir şey vermez.

"Ey îmân edenler! Zannın çoğundan sakının! Şübhesiz ki zannın bazısı günahtır…” Hucurat 49

Burada belirtilen zan kötü zandır bu insanı günaha götürür. Hâlbuki her zaman bütün insanlar hakkında hüsnü (güzel) zanda bulunmalıyız.

“Seni, senden almıyan ilimden cehalet yüz kere daha iyidir.” EFLAKİ








2 yorum:

  1. Açıklamalar için teşekkür eder sevgi ve dualarımızı göndeririz.

    YanıtlaSil
  2. “Seni, senden almıyan ilimden cehalet yüz kere daha iyidir.” EFLAKİ

    YanıtlaSil