6 Ekim 2012 Cumartesi

Kus‐i rihlet çaldı mevt ammâ henüz cân bî‐haber


Kusi rihlet çaldı mevt ammâ henüz cân bîhaber,
Askeri a’zâya lerze düştü Sultan bîhaber.
Günde bir taşı binâyı ömrümün düştü yere,
Can yatur gâfil binâsı oldu virân bîhaber.
Dil bekâsın, dost fenâsın istedi mülki tenin,
Bir devâsız derde düştüm ah ki Lokmân bîhaber.
Bir ticaret kılmadın ben nakdi ömr oldu hebâ,
Yola geldim lîk göçmüş cümle karbân bîhaber.
Çün “gel” oldu yalnız girdim yola tenhâ garîb,
Dîde giryân sine büryân akıl hayrân bîhaber.
Azığım yok, yazığım çok yolda türlü korku var,
Yolum alırsa n’ola ger div vu şeytân bîhaber.
Yol eri yolda gerektirir çağ ve çıplak aç u tok,
Mısrıyâ gel dedi sana çünkü canân bîhaber.

Kusi rihlet çaldı mevt ammâ henüz cân bîhaber,
Askeri a’zâya lerze düştü Sultan bîhaber.

Sefer davulu çaldı ölüm, fakat henüz cân habersiz,
Titreme düştü aza askerlerine Sultan habersiz.

Sultan murad bedende ruhtur. Ruh dünyaya gelince bedene âşık olmuş, asıl vatanını unutma haline düşmüştür. Fakat ölüm düşüncesi ise bu unutkanlığı ayıklığa çevirmiştir. Ruh vatanî aslîyi arzu eder hale gelmiştir.







Günde bir taşı binâyı ömrümün düştü yere,
Can yatur gâfil binâsı oldu virân bîhaber.

Günde ömür binamın bir taşı yere düştü,
Canın binası harab oldu gâfil yatar habersiz. 

Günler çarçabuk geçer ve insan her gün onu sevgiliye götürecek yollardan uzak kalır. Ruh bu beden kafesinde zindanda günlerini sayan mahkûm gibidir. O geçen her gün evvelce bir olduğu yârinden uzak kalmanın acısı ile harap olur. Ruh uyandırılmadı ise bundan gafil kalır.

Dil bekâsın, dost fenâsın istedi mülki tenin,
Bir devâsız derde düştüm ah ki Lokmân bîhaber.

Ten mülki gönül bekâsını, dost fenâsın istedi,
Ah devâsız bir derde düştüm ki Lokman Hekim habersiz.

Gönül insanlarının doktoru hakikat efendisidir. Eğer kul hakkı arama ve bulma derdine düştü ise onu bu dertten yalnız manevi doktorlar kurtarırlar.









Bir ticaret kılmadın ben nakdi ömr oldu hebâ,
Yola geldim lîk göçmüş cümle karbân bîhaber.

Ben bir ticaret kılmadım ömür sermayesi oldu hebâ,
Yola çıktım lakin bütün arkadaşlar göçmüş habersiz.

İnsan bu canını canana verip yeni bir can almalıdır. O hiç ölmeyen tükenip bitmeyen candır. İşte bu dünyada yapılacak en karlı ticarettir.

Çün “gel” oldu yalnız girdim yola tenhâ garîb,
Dîde giryân sine büryân akıl hayrân bîhaber.

Ne zaman “gel” oldu yalnız girdim yola tenhâ garîb,
Gözyaşlı göğsüm kebap akıl hayrân habersiz.

“Dön Rabbine, sen” (Fecr 28) işte kula bu hitap ne zaman gelirse hakikat yoluna girer ve gözü daim yaşlı gönlü alevli yanmış kebab gibi aklı ise hayran olur.

Azığım yok, yazığım çok yolda türlü korku var,
Yolum alırsa n’ola ger div vu şeytân bîhaber.

Azığım yok, üzüntüm çok yolda türlü korku var,
Yolum alırsa n’ola şayet dev ve şeytan habersiz.

Kur'anı Kerim’de korku psikolojisine Hz. Mûsa aleyhisselâmın hayatı ile işaret edilmekte ve bu psikolojisi nedeniyle Allah Teâlâ tarafından korkmaması noktasında uyarılmaktadır.

Kur'anı Kerim onun bu korkularına işaret ettiği gibi, onun kaçma eyleminin de korku psikolojisi nedeniyle ortaya çıkardığı bir tepki olduğunu işaret etmektedir. Korku ve endişe, canlı organizmaların duygusal nitelikleridir ve gerçek bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında insandan oluşan kaygı duygusuna işaret ederler. Korku ve endişenin ileri düzeyde oluşu, davranış bozukluklarına işaret
eder ki bu bozukluklar psikiyatri biliminin inceleme ve iyileştirme alanında kabul edilmektedir. Bununla birlikte, korku duygusu tehlikeden uzaklaşarak güvenli alana kaçma eylemini oluşturur ki bu her insanda var olan savunma mekanizmalarından biridir. İnsanda korku ve endişeyi oluşturan edenler, nesne ve olayların tehlike ve zararları konusunda bilgi sahibi olmasıdır. Hz. Mûsa aleyhisselâm, Firavun’un kendi otoritesine kaşı çıkanların ve otoritesini sarsanlara karşı zulmü konusunda ve asa mucizesinde asanın dönüştüğü yılanın insana zararı konusunda bilgi sahibidir. Kur'anı Kerim Hz. Mûsa aleyhisselâmın psikolojik bir niteliği olarak korku ve endişesine vurgu yapmaktadır. Şöyle ki; İlk olarak; Allah Teâlâ, Mûsa’yı Firavun’a dinsel ilkeleri tebliğ etmek için gönderdiği zaman, onda korku ve endişe duygusunun var olduğu görülmektedir.
Bu duygusu nedeniyle o, ailesinden kendine bir de yardımcı vermesini Allah Teâlâ’dan istemekte ve her ikisi de Firavun’a giderken korku ve endişelerini açıkça ifade etmektedirler.



İkincisi; Hz. Mûsa aleyhisselâm, sihirbazlar büyülerini yaptıkları zaman, onların büyüleri karşısında bir korkuya kapılmıştır. Bunun üzerine Allah, üstün gelecek olanın kendisi olduğunu ona bildirmiştir. Onun, sihirbazların büyülerini gördüğü anda korkuya ve endişeye kapılması, kendi elinde gerçekleşecek büyüleri yutan nitelikteki gücün bilgisine sahip olmadığını ima etmektedir.

Üçüncüsü; Hz. Mûsa aleyhisselâmın asası bir yılan haline geldiği zaman Mûsa’nın ondan korkması ve bunun üzerine Allah Teâlâ’nın ondan korkmadan asasını almasını istemesinde görülmektedir. Gerçekte korku duygusu, kişinin mahiyet ve işlevi hakkında bilgi sahibi olduğu bir nesnenin başka bir nesneye dönüşmesi karşısında her insanda olabilecek bir duygudur.

Dördüncüsü; Mûsa aleyhisselâmın asa mucizesinin anlatıldığı başka bir bağlamda, asasının yılana dönüştüğünü gördüğünde arkasına bakmadan kaçtığı ve bunun üzerinde de Allah Teâlâ’nın kendisine korkma; çünkü benim katımda peygamberler korkmazdediği anlatılmaktadır.

  



Yol eri yolda gerektirir çağ ve çıplak aç u tok,
Mısrıyâ gel dedi sana çünkü canân bîhaber.

Bu zaman yol eri çıplak aç ve tok olsun yolda gerektirir,
Yâ Mısrî sana gel dedi çünkü canân habersiz.

“Yol eri yolda gerektir...” de yol eri gibi sülûk ehlinin sülûklerinin seyri esnasında açlık, tokluk, çıplaklık gibi düşünceleri olmamalıdır. Mal zenginliğini veren
Cenâbı Hak’tır. Yine insanların nafaka ve kisvelerini (giysilerini) de veren O dur. “Habersiz canan”dan maksat ruhun âşık olduğu bedendir. Beden manevi âlemlere olan seyirden çok zaman habersizdir.

1 yorum: