Oldum çü mahv‐ı mahz‐ı
zât, buldum vücûdumdan necât,
Ben içmişem âb‐ı hayât, irmez bana hergiz memât.
Ben dost yolunda vârımı
terkeyledim önden sona,
Küfr ile îmândan geçüp
a’yânda bulmuşâm sebât.
Her kande baksam görünür
gözlerime sırr‐ı ezel,
Her şey ulaşup Hakk’ına
çıktı aradan kâinât.
Dost ile ben dost olalı
zevk ile işret bulalı,
Zayf‐i mükerremdir bu can hep yediğim kand‐i nebât.
Halvette ettim rıhleti,
kesrette buldum vahdeti,
Bâzarda düzdüm halveti rûz‐u şebim îyd ü berât.
Gördüm bu âlemler kamû
benim vücûdumla dolu,
Bir olmuş uçmağ ve tamû
cümle bana olmuş sıfât.
Her ne yana kim eğilem ol
yane her şey eğilür,
Olmuş Niyâzî hep senin
sâyelerin sitt‐i cihât
Oldum çü mahv‐ı mahz‐ı zât, buldum
vücûdumdan necât,
Ben içmişem âb‐ı hayât, irmez
bana hergiz memât.
Zât özünde mahvolduğum için vücudumdan kurtuluş
buldum,
Ben âb‐ı hayat içtiğimden
bana hiçbir zaman ölüm erişmez.
Kul hakikatten bir haber yaşar ve benlik davasına
girişir. Fakat bu âlemde sadece mevcudat sahibi Allah (c.c) tır. Kul kendi
varlığını yani nispeti varlığını Allah (c.c) varlığında mahv eylediğinde
kendisi artık mevzu bahis değildir. Orada sadece Hak kalmıştır. “Sen çık aradan
kalsın orada seni yaratan” Sivasi Hz. Bu şekilde hakkın özünde kaybolan kul
ölümsüzlüğü tatmıştır. Artık o da ebediye bağlanmıştır.
Ben dost yolunda vârımı terkeyledim önden sona,
Küfr ile îmândan geçüp a’yânda bulmuşâm sebât.
Önden sona ben dost yolunda vârımı terkeyledim,
Küfr ile imandan geçip hakikatte sebât bulmuşum.
Kendini hakta fena eden kul varını terk eder ve artık
onun için küfre ile imanın lâfzî olarak bir değeri kalmaz. Çünkü küfre ve
imanda ikilik vardır. Birliğe eren kul bunlardan da sıyrılmış olur.
Her kande baksam görünür gözlerime sırr‐ı ezel,
Her şey ulaşup Hakk’ına çıktı aradan kâinât.
Her yerde baksam gözlerime ezel sırr‐ı görünür,
Her şey Hakk’ına ulaşıp aradan kâinât çıktı.
Kul bütün mertebelerden geçip kemal derecesine
ulaştığı zaman bütün âlem ayan-ı sabitede olduğu gibi görünür. Bütün kâinattan
sıyrılıp öze ulaşılır.
Dost ile ben dost olalı zevk ile işret bulalı,
Zayf‐i mükerremdir bu can hep yediğim kand‐i nebât.
Ben dost ile dost olalı zevk ile içki âleminde olalı,
Bu zayıf cana ikram edilir hep yediğim bitki
şekeridir.
Dost ile dost olalı; yani onun özüne vakıf olalı bu
aşk şarabından içip daimi meyhanede olalı bu zayıf bedenime daim sunulan
şekerdir. Çünkü artık zehirde şeker olmuştur.
Halvette ettim rıhleti, kesrette buldum vahdeti,
Bâzarda düzdüm halveti rûz‐u şebim îyd ü
berât.
Halvetten göç edince birliği çoklukta buldum,
Çarşıda halveti yapınca gecem ve gündüzüm bayram ve
kurtuluştur.
Bu dizelerde Vahdette birlik ve kesrette birlikten
bahsedilmektedir. Fena mertebelerinden beka mertebelerine göçünce orada birliği
buldum yani kesrette de vahdet zevkine eriştim buyurmaktadırlar. Böylece insan
sürekli Hak ile birlikte olur her gecesi ve gündüzü bayram havasına bürünür.
Bir kimse bayram günü Hazret‐i Ali kerreme’llâhü vechenin huzuruna gelip, Hazret‐i Ali’nin kuru ve sert ekmek yediğini gördüğünde: “Ey
Ali, bugün bayram günüdür. Sen ise, kuru ve sert ekmek yiyorsun” deyince,
Hazret‐i Ali kerreme’llâhü veçhe
cevâbında:
“Bugün orucu kabul edilmiş, çalışmasının mükâfatını
görmüş ve günahları mağfiret edilmiş olanların bayramıdır. Bugün ve yarın da
bize bayramdır. Allah Teâlâ’ya isyan etmediğimiz, yani günah işlemediğimiz gün
bizim bayramımızdır” buyurdu. Bundan
anlaşılıyor ki, akıllı olanlar dışa, görünüşe bakmamalı, görünüşe kanmamalıdır.
Bilâkis bayram günü, düşünme, uyanma ve ibret gözü ile bakmalıdır. Çünkü bayram
günü, kıyamet gününe benzer. Bu yüzden bayram gecesi, hükümdarların kapısında
boru sesi duyulduğunda, kıyamet günündeki sur’a üfürülmeği hatırlamalıdır.
Bayram gecesi olup halk bayram hazırlığı ile uykuya vardıklarında, sur’a İki
üflemek arasındaki, yani ölümle tekrar dirilme arasındaki kabir hallerini
aklına getirmelidir.
Gördüm bu âlemler kamû benim vücûdumla dolu,
Bir olmuş uçmağ ve tamû cümle bana olmuş sıfât.
Bu âlemlerin hepsi benim vücûdumla dolu olduğunu
gördüm,
Herşeyi ile cennet ve cehennem benim bir sıfatım
olmuş.
Vahdeti vücut zevkinde olan kul bütün âlemin hak ile
kaplı olduğunu müşahede eder.
Çünkü bu makamın gereğince her ne yöne dönüp “ben”
dese haklıdır. Çünkü “Enel hak dedi Hak” zevkine ulaşmıştır. Böylece bütün
yaratılmışların hakkın bir sıfatı olduğunu algılar.
Her ne yana kim eğilem ol yane her şey eğilür,
Olmuş Niyâzî hep senin sâyelerin sitt‐i cihât
Her ne yana kim eğilirsem ol yana her şey eğilir,
Niyâzî hep senin gölgelerin altı cihet olmuş.
Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki;
“Allah Teâlâ bir şeye tecellî edince o şey Hakk'a
boyun eğer”
Kul
hakka tamamen teslim olunca artık ondan konuşan, işiten, gören hep o olur bu
yüzden ne yana tecelli etse o yöne yönelir. Niyazi Hazretleri iki cem’e vakıf
olduğundan senin gölgelerin altı cihet olmuştur der.
Cem-ül
cem de cem ve hazretül cem makamları birleşir. Böylece öz olan hak daha iyi
idrak edilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder