6 Ekim 2012 Cumartesi

Hakk ilmine bu âlem bir nüsha imiş ancak, Ol nüshada bu Âdem bir nokta imiş ancak


“Âdem” den murad Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemdir. "Nokta"dan murâd Hakikatı Muhammediye'dir. Hakikatı Muhammediye, zâtı ilâhiye ayna olduğu gibi, Hakk’a ulaşmağa da vesiledir. Bu nokta, kâinatın her bir cüz'ünde
seyran eder. Yine bu nokta, kâinatın her bir cüz'ünün varlık sebebidir. Allah Teâlâ'yı zikrederek bu noktaya yani Hakikatı Muhammediye'ye vâsıl olan kimse, Allah Teâlâ'ya vâsıl olmuş demektir. Ona itaat eden Allah Teâlâ'ya itaat etmiş olur. Şânı yüce olan Allah Teâlâ şöyle buyurur:



Hakk ilmine bu âlem bir nüsha imiş ancak,
Ol nüshada bu Âdem bir nokta imiş ancak.
Ol noktanın içinde gizli nice bin deryâ,
Bu âlem o deryâdan bir katre imiş ancak.
Âdemliğini her kim bulduysa odur Âdem,
Yoksa görünen sûret bir gölge imiş ancak.
Bu zevki yeler herkes bulmaz veli her nâkes
Eren anâ Âdemde bir fırka imiş ancak.
Kim ol deme buldu yol vasl oldu Niyâzî ol,
Nâcî denilen fırka bu zümre imiş ancak.

Hakk ilmine bu âlem bir nüsha imiş ancak,
Ol nüshada bu Âdem bir nokta imiş ancak.

Hakk ilmine bu âlem bir sayfa imiş ancak,
Ol nüshada bu Âdem bir nokta imiş ancak.


“Âdem” den murad Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemdir. "Nokta"dan murâd Hakikatı Muhammediye'dir. Hakikatı Muhammediye, zâtı ilâhiye ayna olduğu gibi, Hakk’a ulaşmağa da vesiledir. Bu nokta, kâinatın her bir cüz'ünde
seyran eder. Yine bu nokta, kâinatın her bir cüz'ünün varlık sebebidir. Allah Teâlâ'yı zikrederek bu noktaya yani Hakikatı Muhammediye'ye vâsıl olan kimse, Allah Teâlâ'ya vâsıl olmuş demektir. Ona itaat eden Allah Teâlâ'ya itaat etmiş olur. Şânı yüce olan Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“O'na yedi gök ve yer ve onlarda olanlar tesbihte bulunurlar ve hiçbir şey yoktur ki, illâ O'na hamd ile tesbihte bulunur. Fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız. Şüphe yok ki, O halîmdir, gafûrdur. Anlayamazsınız.” İsra, 44

“Her kim Rasûle itaat ederse muhakkak Allah Teâlâ'ya itaat etmiş olur. Ve her kim yüz çevirirse (aldırma), çünkü seni onların üzerine muhafız göndermedik.” Nisa 80

Basiret sahiplerinin beyânlarına göre, bu nokta, gerek ulvî ve gerekse süflî bütün âlemleri doldurmuştur. Evvel, ahir, zahir ve batın ondan ibarettir.

Ol noktanın içinde gizli nice bin deryâ,
Bu âlem o deryâdan bir katre imiş ancak.

Ol noktanın içinde gizli nice bin deryâ,
Bu âlem o deryâdan bir damla imiş ancak.

Marifet babının ilerisini heves
Ve bâdesinin remzi daim sana pes

"Bil ki tüm semavi kitapların esrarı Kur´ânı Kerim'de toplanmıştır, Kur´ânı Kerim'in tüm esrarı Fatiha'dadır, Fatiha'nın tüm esrarı Besmelededir, Besmelenin tüm esrarı 'B ب' harfindedir, ' ب ' harfinin tüm esrarı da onun altındaki noktadadır."
Daha sonra şöyle buyurdu : " 'B ب ' harfinin altındaki nokta benim. "  yani bu nokta remiz tarikı ile irad etmekten muradı budur ki; Cümle eşyanın hakîkati bir cevherden olmuştur. O cevher benim demektir. Kur´ânı Kerim yirmi sekiz harftir. Hepsinin aslı bir eliftir. Elifin aslı noktadır. O
nokta bu kesret yok iken var idi. İmdi vücudun olmadan, kaşın ve gözün ve cümle azan yok iken bir nokta idin. O nokta misali olan nokta zahir olmak istedi. Şehvet olup ana rahmine düştü. Gelip zahir oldu. Kadd’in elif gibi müstakim olup, elif oldun.
Başın o noktai Hakîkat oldu. Vücudun 'B ب ' oldu. Diğer azalar baştanbaşa bir harf oldu. Şimdi baştan ayağa Allah Teâlâ kelâmına sen agâh ol ki,  besmelenin sırrı senin vücudunda oldu. Yani sen seni bilmek, sana yeter demek olur. Bütün eşyanın evveli insandır. Vücudu harf mesabesindedir. Harflerin evveli ise eliftir.Elifin evveli noktadır. O nokta Kur´ânı Kerim’in başındaki besmelenin altında bulunur. Hz. Ali kerremallâhü veche “O nokta benim” der. Yani eşyanın aslı benim demek olur.Eğer Seni dahi bildin ve bilirsen, hakikatten agâh olursun.
Zât diye Hazreti Hakk’ın varlığına derler. Yani vücuduna derler. Bütün âlem onun zatından ibarettir. O zâttan zuhûra gelmiş ve O’na dönecektir.

Âdemliğini her kim bulduysa odur Âdem,
Yoksa görünen sûret bir gölge imiş ancak.

Âdemliğini her kim bulduysa odur Âdem,
Yoksa görünen sûret bir gölge imiş ancak.

Dervişin biri demiş ki, ben Şeyhimle yüzbin âlem gezdim, herbiri bu âlem kadar büyüktü. Doğru demiştir, zira Âdemliğini herkim bildi ise işte Âdem odur. Yoksa Âdem suretinde olup ta içi hayvan olursa o insan bir gölge gibidir. Aynı bir adam
güneşe karşı durursa gölgesi yere düşer ve nasıl bir insan olduğu gölgesinden belli olur, tanınır.

Bu zevki yeler herkes bulmaz veli her nâkes
Eren anâ Âdemde bir fırka imiş ancak.

Veli! Her alçak bu zevki istese de bulmaz
Eren anâ Âdemde bir fırka imiş ancak.

Hakikate ancak hakikate ulaşmış bir Veli kul ile ulaşılır. O yüzden dikkat etmek gerek her ben veliyim diyen doğru yola götürmez. Ancak tevhit irfaniyetinde bu alemin özünün teklikten başka bir şey olmadığını yine tevhit irfaniyeti ile zevk edenler kurtuluşa ereceklerdir. Çünkü tekliğe ulaşan kişilere hesapta yoktur. Hesap varlığını yok edemeyenedir.

Kim ol deme buldu yol vasl oldu Niyâzî ol,
Nâcî denilen fırka bu zümre imiş ancak.

Niyâzî kim onu buldu deme vaslat yol oldu,
Nâcî denilen fırka bu cemaat imiş ancak.

Kim ki tevhit irfaniyetine kavuşur ise peygamber efendimizin (s.a.s) hadisi şerifinde bahsettiği kurtuluşa eren fırkadan olur. Çünkü bu aşk fırkasıdır ki kurtuluş ancak aşk ile olur. Kim aşk eri olursa o hakta fena bulur ve onun varlığı ile alemde varlık bulur böylece kurtuluşa erer. Allah (c.c) cümlemizi bu fırkaya katılanlardan eylesin


Tabii ki Allah (c.c) her şeyin en iyisini bilendir.

1 yorum: