6 Ekim 2012 Cumartesi

Uyan gafletten ey gâfil seni aldatmasın dünyâ,


Uyan gafletten ey gâfil seni aldatmasın dünyâ,
Yakanı al elinden kim seni sonra kılar rüsvâ.
Ne sandın sen bu gaddârı ki tâ böyle anı sevdin,
Anı her kim ki sevdiyse dinini eyledi yağmâ.
Adâvet kılma kimseyle sana nefsin yeter düşmân
Ki asla senden ayrılmaz ömür âhir olunca tâ.
İşittin Hakk Rasûlünden nice âyâtu ahbârı,
Veli nîdem ki kâr etmez bu öğütler sana aslâ.
Bu zâhir gözünü örtüp bana tut cân ile gönlün
Ki her bir sözün içinde duyasın cevheri manâ.
Kelâmı Mustafâ zevkin dimâğında bulagör kim
Muadil olmaz ol zevke hezâran “men ile selvâ.”
Kemâli devlet istersen oku ayâtı Kur’ânı
Ki her harfin içinde var Niyâzî bin dürri yektâ





Uyan gafletten ey gâfil seni aldatmasın dünyâ,
Yakanı al elinden kim seni sonra kılar rüsvâ.

Ey gâfil uyan gafletten seni aldatmasın dünyâ,
Elinden kurtul ki, sonra seni kılar rezil eder.

“Firavun, kıyamet gününde milletine öncülük eder, onları cehenneme götürür.
Gittikleri yer ne kötü yerdir!”

Firavun bizim terbiye edilmemiş nefsimizdir ki ona uyarsak bizi aldatır ve her türlü kötülüğü hiç çekinmeden işler.

Ne sandın sen bu gaddarı ki tâ böyle anı sevdin,
Anı her kim ki sevdiyse dinini eyledi yağma.

Böyle onu çok sevdiğin bu zalimi ne sandın,
Kim onu sevdiyse dinini yağma eyledi.

Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem hadislerinde kulluğu Allah Teâlâ'dan başkasına hasredenlerin akıbetlerinden bahseder:

“Yarın kıyamet gününde insanlar bir araya toplanacak. Allah, her kim, her neye tapıyorsa onun ardına düşsün buyuracak. Artık kimi güneşin, kimi ayın ve kimileri de Tağutların ardına düşüp gideceklerdir.”



Adâvet kılma kimseyle sana nefsin yeter düşmân
Ki asla senden ayrılmaz ömür âhir olunca tâ.

Nefsin düşman olarak yeter, kimseye düşman olma
Nefsin ömrün bitene kadar senden asla ayrılmaz.

Başkalarını düşman olarak isimlendireceğine kendi nefsini düşman bil onunla savaş ve onu eğit. Çünkü bu işi yapmaz isen seninle mezara kadar gelecektir.

İşittin Hakk Rasûlünden nice âyâtu ahbârı,
Veli nîdem ki kâr etmez bu öğütler sana aslâ.

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemden nice ayetleri ve haberlerini işittin,
Veli! Ne yapayım ki bu öğütler sende etki bırakmaz.

Bir hadisi Şeriflerinde Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem nübüvveti değer ve önemini şöyle belirtir:

“Benimle insanların misâli bir ateş yakan kimse gibidir ki, ateş etrafını aydınlattığı zaman ateşin çevresinde bulunan hayvanlar ve küçük kelebekler ateşe düşmeye başladılar, o kimse bu hayvanları ateşe düşmekten men etmeye başladı. Fakat hayvanlar o zata galebe ederek düşüncesizce, süratle ateşe düşüyorlardı. Siz düşüncesiz ve tedbirsiz olarak ateşe düşerken ben eteklerinizden yakalayıp ateşe düşmekten sizi kurtarmaya çalışıyorum.”

Bu zâhir gözünü örtüp bana tut cân ile gönlün
Ki her bir sözün içinde duyasın cevheri manâ.

Bu dünyevi gözünü kapatıp bana gönlünü cân ile tut
Böylece her bir sözün içinde manâ cevherlerini duyarsın.

Bu zahir göz ile hakikatler algılanmaz bu yüzden bu gözden geçip, gönül gözünün açılması gerektir. Zira gönül gözü açık olanlar hakikati temaşa ederler. Ve böylece gönül gözü açılan gönül kulağı açılan kullar her bir sözde birçok güzel manalar bulur.

Açıver gönlümün gözünü
Açıver gönlümün kulağını
                                   Niyazi Mısri


Kelâmı Mustafâ zevkin dimâğında bulagör kim
Muadil olmaz ol zevke hezâran “men ile selvâ.”

Mustafâ Kelâmının zevkini dimâğında bulan kimseye
Binlerce “kudret helvası ile bıldırcın eti” o zevke eşit olamaz

MEN VE SELVÂ:
Mûsa aleyhisselâmın duası ile Allah Teâlâ’nın İsrâiloğullarına gökten yağdırdığı kudret helvası (men) ve bıldırcın eti (selvâ).


“Bulutla sizi gölgelendirdik, kudret helvası ve bıldırcın indirdik, ‘Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin’ dedik. Onlar Bize değil, fakat kendilerine yazık ediyorlardı.”

Hz. Muhammed (S.a.s) kelimelerinin hakikatine eren kişi öyle bir rızık ile rızıklandırılmış olurlar ki Hz. Musa’ nın kavminin gökten rızıklandırıldığından daha hayırlıdır.


Kemâli devlet istersen oku ayâtı Kur’ânı
Ki her harfin içinde var Niyâzî bin dürri yektâ

Büyük kemâlat istersen Kur’anı Kerim ayetlerini oku
Çünkü Niyâzî her harfin içinde binlerce eşsiz inciler vardır  

Kur´ânı Kerim, Allah Teâlâ’nın kelamı olduğu için sonsuz manaları havidir. Bu ise ehline dahi gizli kalmıştır.

Sehl b. Abdullah'ın, Kur´ânı Kerim metni hakkındaki şu ifadesi, bu gerçeğin bir başka biçimde anlatımı sayılabilir:

“Eğer kula, Kur´ânı Kerim'in her bir harfi için yüz anlayış verilse dahi o, Allah
Teâlâ'nın, kitabında tek bir ayete yerleştirmiş olduğu anlamlar (imkânın)ın sonuna bile varamazdı; çünkü o, Allah Teâlâ'nın kelamıdır. Kelam ise, O'nun sıfatıdır.

Nasıl ki, Allah Teâlâ'nın sonu, sınırı yok ise, bunun gibi, O'nun kelamım anlamanın da sonu, sınırı yoktur”

Hayranlık uyandıran yönleri hiç tükenmez; onun nihayetine ulaşılamaz.
Ona, rıfk ve sempatiyle yönelen, kurtulur, sertlikle yönelense ayağı kayar yok olur.”

İnsanın kemalatına vesile olan en güzel söz Kur’ andır. Bunu da Hakkın istediği gibi okursa ancak kemal bulur. Çünkü nazil olan Kur’ an da Allah (c.c) bizlere birçok ayette tefekkürü teklif ediyor. Ancak derin düşünceler ilim ve irfan ile Kur’ an okunursa hakikatlerini inşallah anlayabiliriz. 

Ki her harfin içinde var Niyâzî bin dürri yektâ Niyâzî her harfin içinde binlerce eşsiz inciler vardır, daki mana için (Elif) harfine yapılan yorumları hatırlayalım.

“(Elif) harfinde Allah Teâlâ 'nın sıfatlarından altı sıfat bulunmaktadır:

(Birincisi) ibtidâ (ilk, başlangıç olmak). Çünkü “elif ilk harftir. Nitekim Allahütealâ da varlığın ilkidir.

(ikincisi) istiva (dümdüz, dosdoğru olmak). Çünkü “elif aslen dümdüz olup, herhangi bir şeye eğimli bulunmamaktadır. Nitekim Allah Teâlâ da adalet hususunda dosdoğru olup, bundan sapmamaktadır.


(Üçüncüsü) infirâd (teklik, birlik). Çünkü “elif tektir. (Nitekim Allah Teâlâ da tektir)

(Dördüncüsü) inkıta (kopukluk) ve ittisal (bitişik olmak) Çünkü “elif hiçbir harfe bitişmezken, bütün harfler ona bitişmektedir. Nitekim Allah Teâlâ da, her şeyden uzak olmasına rağmen her şey ona bağlıdır.

(Beşincisi) istiğna (hiçbir şeye muhtaç olmama) ve ona ihtiyaç duyulması.

Çünkü “elif hiçbir harfe ihtiyaç duymaz, ancak bütün harfler ona muhtaçtır. Nitekim
Allah Teâlâ da, hiçbir şeye muhtaç olmamasına rağmen, her şey ona ihtiyaç duymaktadır.

(Altıncısı) ülfet (yakınlık) Çünkü “elif, kelimelerin biri birlerine yakınlaşmalarına ve ısınmalarına sebeptir. Nitekim Allah Teâlâ da, mahlûkatın biri birlerine yakınlaşmalarının sebebidir.”  

2 yorum: